23 Ağustos 2017 Çarşamba

Kitap Yorumu: Sempre | J. M. Darhower


  Merhaba!

  Bir süredir pek yazı girmesem de, kitap okumaya devam ediyorum. Bazen ara verip diziye, filme sarıyorum. Ama bazen iki üç gün içinde 2 film 2 kitap okuduğum oluyor ve ben hangi birini girsem derken zaman herşeyi alıp götürüyor. Bu gibi durumlar için hepsini azar azar anlattığım bir belli bir başlık bulmak istiyorum.

  Neyse, şimdi konumuz bu değil. Konumuz Sempre! Bu yıl içinde okuduğum en iyi serilerden biri.

  Sempre, İtalyanca'da her zaman, sonsuza dek, devamlı, aralıksız gibi anlamları olan bir kelime. Tıpkı Haven ve Carmine'in arasındaki aşk gibi.

  Bu serinin mükemmelliğini nereden anlatmaya başlasam ki? Derin karakterlerinden mi, yazarın kaleminin çarpıcılığından mı, yoksa kurgusundan mı? ana hikaye iki kitaptan oluşuyor (ayrıca novella ve yan kitabı var ama onları henüz okumadım) ve kitap başına ortalama 500 sayfadan hesaplarsak 1000 sayfadan fazla ediyor ama hiç sıkılmadım okurken! Tam tersine bitmesin diye yavaş yavaş okumaya çalıştım. Bazıları kurgunun belli yerlerde yavaşladığını düşünebilir ama beni hiç rahatsız etmedi bu durum, hatta o kısımları da büyük bir zevkle okudum çünkü... ah, çünkü o kadar mükemmel işte!

  Belki de anlatmaya karakterlerden bahsederek başlamalıyım?

  Haven bu dünyada yaşadığı 17 yıl boyunca, California'da kimsesiz bir çölün ortasındaki çiftlikte annesiyle birlikte köle olarak yaşamış. Gözlerinin önünde annesi tecavüze uğramış, kız çocukları öldürülmüş... Haven korkunun, vahşetin içinde boğulmuş. Hayatta tek varlığı annesiyken, sonra Dr. Vincent DeMarco'ya satılarak annesinden de ayrılmaya zorlanıyor. Geriye ona ait olan sadece ismi kalıyor.

  Carmine ise istediği ve istemediği bir çok şeye sahip. Dedesi zamanında köklü bir İtalyan mafyasının başı olduğu için ona "Principe" diyorlar. Mafya prensi. Yine bu mafyanın saygıdeğer mensuplarından olan babasının her dediğine karşı gelmek Carmine'in en sevdiği hobilerinden biri haline gelmiş. Arabası ve birkaç kişisel eşyası dışında değer verdiği hiçbir şey kalmamış.

  Bu noktada üzerinde Carmine'in eski kıyafetleriyle gecenin bir yarısında mutfakta karşısına çıkıp Carmine'i korkutan Haven sahneye girer.

  Kısacık bir süre içinde (aslında çok da kısa değil çünkü bu öyle ilk görüşte aşklardan değil), daha önce hiç çikolata yememiş, okula gitmemiş, Carmine Cherry Coke istediğinde ne olduğunu bilmediği için ona elleriyle vişneli kola yapan kız Carmine'in en değer verdiği şey oluveriyor.

  Ama... evet, her kitapta kocaman bir AMA vardır değil mi? Bunda da var tabii ki. Carmine her ne kadar istemese de bir mafya prensi ve Haven... bir köle. Babası bu hikayeyi seneler önce okuduğu için sonunun iyi bitmeyeceğini biliyor ve onları en başından uyarıyor. Çünkü Carmine ve Haven'ın bilmediği ve geçmişte onların aleyhine olup biten çok şey var... ki bunları size ben söylemeyeceğim çünkü sizin gidip okumanız gerekiyor!

  Ben aslında kitaba okumak amaçlı başlamamıştım, öylesine İngilizce versiyonunu e-book olarak indirdim bir göz atayım dedim, çünkü o tabanca ve gül içeren kapaktan sonra nedense bu kadar beğeneceğimi düşünmemiştim ama merakıma yenik düştüm. İyi ki düşmüşüm ve kitabı bırakamadım. Bitirdiğim gibi de ilk yaptığım şey Türkçe halini sipariş etmekti. (Ayrıca Yabancı Yayınlarını tebrik etmek lazım, harika bir kapak yapmışlar çünkü orijinal kapağı olsaydı eminim kitabı elime almak için bu kadar hevesli olmazdım.) İkincisi ise, devam kitabı olan Sempre: Redemption'a başlamaktı.

  İkinci kitabı fazla anlatmayacağım ama yazar Haven ve Carmine'in hikayesini çok güzel bir şekilde tamamlıyor. Yaklaşık 4 yıl gibi bir süreç içinde geçiyor hikayenin tümü ve karakter gelişimine kademe kademe tanık oluyorsunuz. Haven'in kimsesiz, korkak bir kızdan güçlü, adımlarını sağlam basan, hayallerine sahip çıkmasına bilen ve ailesi olan bir kadına dönüşümünü; Carmine'in ise sorumsuz, fevri delikanlıdan kararlarının arkasında durmasını ve fedakarlığın anlamını bilen sadık adama dönüşümünü izliyoruz...

  SPOILER!


  ...ve tabii bir de Haven ve Carmine'in aylarca süren ayrılığını. İkinci kitabı yazar buna adamış gibi biraz. Haven ve Carmine aşık olduklarında çok genç yaştalar, tam karakterleri oluşma yaşlarındalar. Böyle olunca, "Birbirleri olmadan nasıl bir karaktere sahip olurlardı?" sorusuna yanıt aramış sanırım yazar Redemption'da, ki başka kitap olsa bu ayrılıktan nefret edebilirdim. Ama yazar o kadar güzel işlemiş ki, okuduğum en güzel ayrılık kitabıydı. Carmine'in içkiyle, uyuşturucuyla kendini unutmaya çalışmasını; Haven'in ise kendini en sevdiği şeye -sanata- vererek hayata devam edişini okurken ağladığım kadar hiçbir kitapta ağlamamışımdır sanırım. (Tabii arka planda sürekli Imogen Heap - Speeding Cars dinliyor olmamın da bunda etkisi büyük olabilir.) Sayfaların içine girip ikisine de sarılarak teselli etmek istedim.

  SPOILER SONU!

  Kitabın karakterleri, kurgusu falan mükemmel tamam ama yazarın kalemi olmasıydı bu kadar sever miydim bilmiyorum. Normalde hakim bakış açılı anlatım tarzı favorim değildir, kahraman bakış açısı her zaman daha hoşuma gider, daha kolay okurum ama bu kitapta o kadar güzel yazılmıştı ki kahraman bakış açısıyla yazılsa bu kadar iyi olmazdı eminim.

  Fikrimce bunun en büyük sebebi kitapta sadece Carmine ve Haven'in hikayesini okumuyor olmamız; Dr. DeMarco'nun, Carmine'in annesinin, Corrado'nun, Haven'in annesinin de hikayelerini okuyoruz. Böyle bakınca, kitabı sadece genç yetişkin romantizm kitabı diye tanımlamak doğru olmaz diye düşünüyorum. Aynı zamanda insan ticareti ve mafyayı işleyen güçlü bir dram yanı da var.

  Corrado ve Dr. DeMarco demişken... Redemption'da ikisi de beni benden aldı. Genelde yan karakterlerin böylesine ilgimi çektiği kitap azdır, ama burada bu iki karaktere yan karakter demek onlara haksızlık gibi geliyor. Özellikle Corrado ikinci kitabı fethetti adeta! Çünkü ilk kitapta gerçekten yan karakter gibi duruyor, baya arka planda. Ama Redemption Corrado ile başlıyor ve kurgunun en can alıcı yerlerinde rol oynuyor. İlk kitapta ondan pek hoşlanmamıştım ama seriyi bitirdiğimde yazarın sadece onun hikayesini anlattığı Made kitabını okumak isterken buldum kendimi - ve yakında okumayı düşünüyorum.

  Başka ne kaldı söylemediğim? Imm, bu kitap çok güzel, işinizi gücünüzü bırakıp gidip alın ve okuyun? Okumazsanız hayatınızın hatasını yapmış olursunuz?

  Ha, bir de yazarın Türkiye'de ilk çıkan kitabı Gözlerindeki Canavar ülkemizde baya tepki almıştı, hatırlıyorum. Onu okumadım, yakın zamanda okumayı da düşünmüyorum çünkü içeriğinin tam olarak ilgimi çekeceğinden emin değilim. Fakat onu okuyup sevmediğiniz için bu kitaptan çekiniyorsanız, sizi temin ederim çekinecek hiçbir şeyiniz yok. Çünkü ikisi de mafya teması içerse de, türleri tamamen farklı. Sempre genç yetişkin romanıyken, Gözlerindeki Canavar besbelli tamamen yetişkin kitabı.

  Tüm bunlardan sonra hala ikna edilmeye ihtiyacınız varsa mail adresimden bana ulaşabilirsiniz, memnuniyetle ikna edebilirim. :D Ya da kitabı zaten okuduysanız ve keşke bunu benim kadar seven ve beni anlayacak birine içimdeki duygularımı dökebilseydim! diyorsanız da buyurun gelin, her zaman size ayıracak zamanım var.

Zeynep Ebrar

1 yorum:

  1. Şu kitabı çok merak ediyorum ama bir o kadar da gözümü korkutuyor. Lanet Gözlerindeki Canavar gibi bir şey çıkacak diye ödüm kopuyor. O kitaptan nefret ettim resmen. Şimdi sen böyle güzel güzel anlatınca fuar listeme eklesem mi diye düşünüyorum.

    YanıtlaSil