3 Şubat 2018 Cumartesi

Kitap Yorumu: Keşke Senden Nefret Edebilseydim - Lucy Christopher


❝ BEN SENİ GÖRMEDEN ÖNCE SEN BENİ GÖRDÜN. 


  Bazı kitaplar var ki asla onlara yaraşır bir yorum yazamayacağımı biliyorum. Keşke Senden Nefret Edebilseydim de o kitaplardan biri. Kitabı o kadar çok sevdim ki, kelimelerle anlatamam. Bunun yanı sıra, kitap o kadar güzel ki size söyleyeceğim hiçbir şey kitabın hakkını veremez. Ama yine de elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım ki kimse böyle güzel bir kitabı okumadan geçmesin.

  Gerçi kitabı okumayan tek ben de kalmış olabilirim? Çünkü 2009 yılında çıkmış ve Türkiye'deki basımı da bayağı ilgi görmüş. İsmini daha önce görmüştüm ama ilgimi çekmemiş sanırım hiç konusuna baktığımı hatırlamıyorum. Geçen gece Goodreads'te ilginç kitap avımda karşıma çıktı ve hemen okumaya başladım.

  Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriymiş de haberim yokmuş!





  Öncelikle konusundan bahsedeyim. 16 yaşındaki Gemma ailesiyle çıktığı tatilde hava alanında bir yabancı tarafından kaçırılıp Avustralya'nın haritadan silinmiş çöllerine getiriliyor. Onu oraya getiren Ty ise yıllardır o çölde bir yaşam alanı yaratmak için çabalamış, planının son aşamasını da tamamlayıp Gemma'yı oraya getirdiğinde artık çölün kızıl kumları içinde insanlardan uzakta Gemma ile mutluluğu bulacağına inanıyor.

  Tabii işler tam olarak Ty'ın beklediği gibi gitmiyor. Ty'ın yuvası, cenneti olan Büyük Kum Çölü Gemma'nın cehennemi oluyor.

   Kitabın tanıtım yazısında çöl ve doğa için "neredeyse apayrı bir karakter olmuş" deniyor ve gerçekten de öyle. Sanırım ilk defa çölü böyle derin anlatan bir kitap okudum ve büyülendim diyebilirim. Hem ürkütücü hem göz alıcı. 

   Kitap Gemma'dan Ty'a yazılmış bir mektup şeklinde, dolayısıyla sen dili kullanılmış. Daha önce de bu dille yazılan kitaplar okumuştum, o yüzden alışkınım. Açıkçası sen dilini her yazarın başarılı bir şekilde kullanamadığına inanıyorum. Örneğin bu ayın başında Caroline Kepnes'in Sen kitabına başlamıştım, o da bu şekilde sen diliyle yazılmıştı ve olmadı, devam edemedim. Ama burada çok güzel kullanılmıştı, bitirmek istemedim. Gemma'nın Ty hakkındaki duygu ve düşüncelerini vurguluyor, hatta direk okuyucuya şeffaf bir şekilde yansıtabiliyordu. 

  Stockholm Sendromu. Ty hava alanında Gemma'yı kaçırmadan önce sanki onunla ilgilenen biriymiş gibi tanışmaya çalışıyor ve Gemma da ondan hoşlanıyor. Gözlerini çölün ortasında açınca doğal olarak ondan nefret ediyor. Nefreti haklı olarak uzuuuun bir süre de dinmiyor. Fakat bir süre sonra konuşmaya başlıyorlar, ona sorular soruyor, Ty cevaplarını veriyor ve Gemma kendini Ty'ın durumunu anlamaya çalışırken buluyor.

  Burada ufak bir not da düşmek istiyorum; Ty nefret edilmeyecek, hatta çekici, sevimli bulunabilecek özelliklere de sahip. Ben de başlarda baya hoşlanmadım Ty'dan ama sonra... kendimi Ty ve Gemma'yı shiplerken buldum? Kendi psikolojimden şüphe ettim. :D Bana dahi Stockholm Sendromu yaşattı. :D

   SPOILER! Hatta yazar kendisi de Ty'a aşık olmuş kitabın sonunda ve Gemma ile ikisini ayırmaya kıyamamış. İlk yazdığı sonda Gemma Ty'ı kurtarıyormuş. O versiyonu okumak için nelerimi vermezdim! 

 
   Bununla birlikte, ben de Gemma'nın Ty'a olan hisleri hakkında baya düşündüm, Stockholm Sendromu mu değil mi diye. Ama kesin bir cevap bulamadım. Sonra yazarın bazı röportajlarını okuyunca taşlar biraz daha yerine oturdu. Çünkü aslında yazar da kitabı yazarken bunu yapmak istemiş, kafamızın karışmasını, kendi hislerimizden bile emin olmamamızı. Aşkla nefret, takıntı ile sevgi, doğru ile yanlışın sınırlarını belirsizleştirmek istemiş. Ve bunu başarıyla da yapmış.

 Benim bu konudaki düşüncelerim hikayenin bu haliyle Gemma'nın Ty'a olan hislerinin Stockholm Sendromu olduğu yönünde.  Fakat bir paralel evrende Gemma Ty'ı hava alanında olduğu kişi gibi tanısa, eminim şuan aile dramı içeren sevimli bir romantik kitap okuyor olurduk. SPOILER BİTTİ!

   Son olarak, kitabın baya yavaş ilerlediğini söyleyen yorumlar okudum ama bana hiç öyle yavaş gelmedi. Tamam, her bölümü heyecan ve sürprizlerle dolu bir kitap değil ama gerilimi giderek artan ve hep sizi merak içinde bırakan bir kitaptı. 

  Okuyup çok beğendiyseniz ve benim gibi benzeri kitaplar arıyorsanız (ama bulamıyorum!), size Martı Yayınları'nın İyi Kız kitabını önerebilirim. Çok açıdan birbirlerine benzemiyorlar ama kaçırılma ve Stockholm Sendromu konusunda benziyorlar ve o da Keşke Senden Nefret Edebilsem gibi çarpıcı bir kitap.

  Şimdilik benden bu kadar. Görüşmek üzere!
Zeynep Ebrar

2 yorum:

  1. Konusu çok ilgince benziyor, gerçekten merak uyandırıcı. İlgimi çekti. Ama gerçekte de olabilir yani neden olmasın düşününce... 🤔 Filmlerde de çok oluyor mesela bu olay.

    ikizgezegen.blogspot.com.tr

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet aslında kitap ilginç olmasının yanı sıra gerçekçi de. Yoksa bu konuyu işleyen çoook kitap var ama gerçekçilikten uzaklar ve sıradanlaşıyorlar. Bu kitap kesinlikle gerçekçiliğini koruyor.

      Sil